Barış Vakfı ‘zor zamanlarda barışı’ konuştu

Barış Vakfı tarafından düzenlenen “Zor zamanlarda barışı savunmak” panelinde konuşan Prof. Dr. Levent Korkut, “Barış kaybedildiği koşullarda hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önünün kapatılacağını ileri sürebiliriz” diye konuştu.

Barış Vakfı, İstanbul Tabip Odası’nda “Zor zamanlarda barış açısını savunmak” başlığıyla panel düzenledi. Panele 78’liler Derneği üyeleri, Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Dil Bilimci Necmiye Alpay, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, Barış Aktivisti Bahadır Altan ve çok sayıda kişi katıldı.

Modarotörlüğünü Barış Vakfının Başkan yardımcısı Ümit Aktaş’ın yaptığı panelde, Prof. Dr. Ayşe Erzan, “Barış içinde yaşam”, Prof. Selçuk Erez, “Barış ve Sağlık Hakkı” başlığını Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK) Başkanı Prof. Dr. Levent Korkut ise “Hukuk ve Barış Hakkı” başlıklarını tartışmaya açtı.

‘Barışı konuşmaya ihtiyacımız var’

Panelin açılış konuşmasını yapan Barış Vakfı Genel Başkanı Hakan Tahmaz, “Şuna inanıyoruz aslında şimdi barışı konuşmak gerektiğini düşünüyoruz. Barış fikrinin zayıflatıldığı bu dönemde en çok barışı konuşmaya ihtiyacımız var” dedi. İstanbul’da bu barış toplantısının ilkini yaptıklarını belirten Tahmaz, bundan sonra da birçok yerde benzer toplantılar düzenleyeceklerini söyledi. Tahmaz, “Zor zamanlarda barış fikrini savunmak gerekir. Zulmün en çok yoğun olduğu zamanlarda barışı konuşmak kıymetli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

‘Savaş her daim halk sağlığı sorunudur’

Prof. Selçuk Erez de “Barış ve Sağlık Hakkı” başlığını tartışmaya açtı. “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” diyen Erez, “Demokratik ülkelerde savaşın ve halk sağlığının sorun olmadığını ileri süren hiçbir merci yoktur. Silahlı çatışmaların biran önce sona ermesi gerekir. Barışın biran önce gerçekleşmesini istenmediğinden insanların sağlığına neden olacak ve ülkenin bütünlüğünün bozulmasına yol açacaktır” dedi. Barış istedikleri için kendi haklarında dava açıldığını belirten Erez, “Önce demokrasi yok edildi. Bunun sonucu olarak her konuda nasıl gerilediğimizi Türkiye’nin karanlık çağında okunacaktır. Böyle bir arada barışı istediğim için bana ve tabip odasındaki arkadaşlarıma davalar açıldı” diye konuştu. Bu davadan sonra barışın kötülüğüne ilişkin bir yazı yazdığını söyleyen Erez, yazdığı yazıyı paylaştı. Akademisyenlerin neden yargılandığını soran Erez, binlerce insanın ölümüne neden olan savaşın masaya oturmayla son bulacağını söyleyerek, “Asıl mesele masaya şimdi mi yoksa sonra mı oturulacaktır. Şimdi oturulması gerekiyor. Yoksa binlerce insan ölmeye devam edecektir” diye konuştu. Erez konuşmasını “Savaş, hükümetler uygun gördüğünde değil her daim bir halk sağlığı sorunudur” diyerek sonlandırdı.

‘Tabanda hareket etmek gerekir’

Prof. Dr. Ayşe Erzan da “Barış içinde yaşam” başlığını değerlendirdi. Soğuk savaştan bahseden Erzan, “Demokratik ülkeler niye savaş çıkarmış?” diye sordu. “İç savaşların hepsinde alt motif nedir?” diye soran Erzan, bu alt motifin “Emek mücadelesine gözdağı vermek istenmektedir” diye konuştu. “IŞİD gibi farklı öcüler neyi katalize ettiler?” diyen Erzan, “İki kutuplu bir dünyada yaşamıyoruz ama böylece top çok kutuplu, vekalet savaşlarıyla, birden çok ülkenin çok merkezli yerlerden Ortadoğu’yu kavuruyor. Bir çeşit bu çok demokrat Avrupa ve batı ülkelerinin savası sürdüğünü görüyoruz. Savunma sanayisi diye tabir edilen silah ticaretin bütün dünyada, demokratik ülkeler dünyasında nasıl bir rol oynadı, nasıl bir işlev gördü, ne tür bir birikime yol açtığını bizim ülkemiz dahil olmak üzere çok iyi takıp etmek gerektiğini düşünüyorum” diye ifade etti. Silah sanayi ve ticaretinden bahseden Erzan, “Bu bir nevi yozlaştıran, mafyalaştıran, ticaretin Türkiye de hem doğrudan doğruya bir marifet olarak arz eden silah sanayi ve silah sanayi destekleme hepimizi yakından ilgilendirmelidir” diye ifade etti. Silah ticaretinde Amerika’nın bütün dünyada birinci olduğunu aktaran Erzan, “Türkiye’de Amerika’dan sonra 15’inci olduğunu görüyoruz. Ne sağlık ne konut, ne eğitimin övmekten çok uzak bir yerde olduğu silah ticaretinde 15. Sırada. Barış içinde yaşamak kapitalistler için karılı değil. Barış içinde yaşamak doğrudan sınıf mücadelesiyle ilgilidir. Kendi kendini yönetmesi gerekir. Tabanda yukarı doğru gidilmesi gerekir. Her yerde aynı yakıcılıkla yaklaşmamız gerekir. Tabandan kendi ayaklarımız üzerinde neyi nereye harcayacağımız, görünür kılacağımızı bu barış mücadelesini yaşama geçirmekle doğrudan alakalıdır” diye ifade etti.

‘Barış hakkı sözleşmesi yok’

SAİK Başkanı Prof. Dr. Levent Korkut ise “Hukuk ve Barış Hakkı” başlığını değerlendirerek, “Hukuk dediğimizde barışı içerir mi? Hukuk ve hukuk devleti ayrı kavramlar. Hukuk düzeni içerir ama barışı içerir mi bu soru işareti hepimiz için. Hukuk devletin bir aracıdır. Hukuk barışı değil ama bir sulhu gerektirir. Hukukla mesele çözülmüyorsa iç savaş gibi başka araçlarla sağlanıyor. Hukuk bir düzeni sağlar ama içinde barışı barındırmaz” diye konuştu. Korkut, “Hukuku farklı sistemlerden oluşturmak gerekir. Sistemi olarak algılamazsak çok da doğru bir sonuca varmayız. Kurallar sistemi olarak görmemiz gerekir. Böyle olunca insan hukuku anlamlandırır. Hukuk devleti aslında belki burada devreye girer. Temel haklara, özgürlükler saygılı olmak zorundadır devletler. Bütün devletler işlevi bakımından hukuka uygun hareket etmek zorundadır. Yargılar bağımsız olmalıdır” diyerek hukukun temelinde barışın olmadığını ama hukukun barışa yakın olduğunu söylemenin mümkün olduğunu dile getirdi.

“Barış hakkından söz edebilir miyiz?” diye soran Korkut, şunları ifade etti: “Böyle bir hak var mı? Teknik olarak baktığımızda dünyada bu isimde bir sözleşme yok. Pozitif hukuk bakımında baktığımızda birleşmiş devletlerin sadece deklarasyonlarında var. Bu yılda Eylül ayında özel bir zirve düzenlendi. Bu zirve Mandela zirvesi olarak yapıldı. Bütün bunlar barış kapsamında yapılan toplantılardır ancak herhangi bir insan hakları sözleşmesinde referansız bir barış hakkı yok. Bu konuya ayırmış bir sözleşme hükmü yok. Barış hakkı var mıdır dersek başka noktalarda olduğunu ileri sürebiliriz. Evrensel bildirgedeki temel hak ve özgürlükler sağlanırsa bunlar barıştır. Ancak doğrudan barış hakkı adında bir sözleşme yok. Barış kaybedildiği koşullarda hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önünün kapatılacağını ileri sürebiliriz.”

Panel soru cevap ile devam etti.