Dört yıl sürdükten sonra sona erdirilen Barış Süreci’nin ardından yeni bir çözüm süreci mümkün mü? Çatışmasızlığa geri dönüş yok mu? Sorularımızı Kürt sorunu üzerine çalışan Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz cevaplandırdı.

Merkezi İstanbul’da bulunan Barış Vakfı, “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” projesi kapsamında farklı illerde yaptığı toplantılardan birisini de gecen hafta İzmir’de gerçekleştirdi.

Dört yıl sürdükten sonra sona erdirilen Barış Süreci’nin ardından yeni bir çözüm süreci mümkün mü? Çatışmasızlığa geri dönüş yok mu? Sorularımızı Kürt sorunu üzerine çalışan Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz cevaplandırdı.

İZMİR – Merkezi İstanbul’da bulunan Barış Vakfı, “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” projesi kapsamında farklı illerde yaptığı toplantılardan birisini de gecen hafta İzmir’de gerçekleştirdi.

Türkiye, Oslo süreci ile birlikte toplam dört yıla varan bir barış süreci yaşadı. Ardından barış sürecinin bitirilmesi ve tekrar çatışma konseptine geri dönüldü. Geldiğimiz nokta itibari ile geri dönüşü olmayan bir sürece mi girdik? Yeni bir çözüm süreci mümkün mü? Türkiye’de barış yeniden inşa edilebilir mi? Kürt sorunu üzerine çalışmaları ile bilinen Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz sorularımızı yanıtladı.

‘HEDEFİMİZE ULAŞTIĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUZ’

Geçtiğimiz hafta İzmir’de yaptığınız toplantı amacına ulaştı mı?

Bizim açımızdan ulaştı. Biz, Barış Vakfı olarak ilk kez İzmir’de toplantı yaptık. Her kesimden insanlar tartışmaya katıldı. Bu açıdan hedefimize ulaştığımızı düşünüyoruz. Proje sonunda ortak çalışabileceğimiz insanlara çağrı yaparak Barış Ağı oluşturmayı planlıyoruz. Bu toplantıdan kısa bir süre önce de Van’da toplantı gerçekleştirdik. Ancak oradaki tartışma atmosferi daha sıkıntılıydı. İnsanlar fikirlerini açıkça ifade etmekten çekiniyordu. Tabii haklı nedenleri var. İzmir bu açıdan daha rahat oldu. Karşılıklı fikir alış verişi yapılmasının yanı sıra keskin tartışmalar da yaşandı. Toplantının sonunda Kürt sorununu konuşmadan ve hal yoluna koymaya yönelmeden demokrasinin ilerleyemeyeceği fikrini ortaya çıkardık.

Barış Vakfı’nda çalışmalar nasıl başladı?

Barış Vakfı 2016 yılında kuruldu. Yaptığımız ilk çalışmada “Çözüm sürecine yeniden dönmenin imkanları nelerdir?” başlıklı bir rapor hazırladık. O dönem Ahmet Davutoğlu başbakandı. 2017 Nisan ayında da bu raporu kamuoyuna açıkladık. 2017 yazında ise “Çözüm sürecinde sivil toplum kurumları ne yaptı, ne yapamadı” ve “Yeni sürece nasıl hazırlanılabilir” başlıkları altında saha çalışması gerçekleştirdik. 44 tane sivil toplum örgütüyle görüşerek aslında bir STK muhasebesi yaptık. 2017 Aralık ayında hazırlanan raporu açıklayarak üç dilde yayınladık. Bu raporumuz küçümsenemeyecek bir etki yarattı. 2018 yılında ise bu 44 örgütle yeni sürecin nasıl inşa edilebileceği üzerine çalışmalar yaptık. 7 bölgede raporumuzun tartışıldığı bir toplantı gerçekleştirdik.

‘ESAS MESELEMİZ KÜRT MESELESİ’

Bu raporda ortaya çıkan sonuçlar neydi?

En önemli sonuçlardan birisi Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin çözüm sürecine hazır olmadığı ve çözüm sürecinde ne yapılacağı sorusuna net cevap veremedikleriydi. Çünkü daha çok diplomasi ve hak savunuculuğu üzerinde çalışılıyor. En önemli sorun olarak ortaya çıkan ise taraf konumunda çalışan kurumların hem kendi aralarında hem de akademik dünyayla ve medya ile aralarında neredeyse hiçbir ilişkilerinin olmadığıdır.

Bunun dışında 2018 yılının Kasım ayında uluslararası sivil toplum örgütü deneyimleri konulu bir çalıştay yaptık.  Kolombiya, İrlanda, Barselona ve Filipinler’den gelen konuklarla onların süreçlerini dinledik, tartıştık. Bu yıl ise bütün bunların ışığında, “Çatışma Çözümünde Sivil Toplumun Çalışma Alanları”, “Barış Hakkının Ulusal ve Uluslararası Hukukta Yeri”, “Barış Dili ve Yeni Çalışma Yöntemleri” konu başlıklarını ele aldığımız toplantılar, bir eğitim çalışması ya da kapasite geliştirme toplantıları diyebileceğim çalışma yürütüyoruz.

Bu toplantılarla neyi hedefliyorsunuz?

Öncelikle Türkiye’de barış çalışması yürüten STK’lar, aktivistler ve akademisyenler arasında bir Barış Ağı oluşturmak hedefimiz.  Bunun dışında yeni çözüm sürecinde daha dayanışmacı, daha kolektif, bilgi akışının hızlı olduğu bir hazırlık süreci inşa etmeye çalışıyoruz. İçinden geçtiğimiz süreçte barış kavramını diri tutmalıyız. Farklı sosyal ve siyasal çevreleri de içine alan vakıf yönetiminde de hem CHP ve AKP’ye hem de HDP’ye oy veren insanlarla bir araya gelerek zoru başarmaya çalışıyoruz. Biz gri bir alan üzerinden faaliyet yürütmeye çalışıyoruz. Çalışmalarımızı kurumsal taraf olmadan, sorunun taraflarının hiç birinin arka bahçesi olmadan yürütüyoruz. İnsanların bireysel veya kolektif temel ve evrensel haklarından tarafız. Kürt meselesi dışında başka konularla dolaylı yönden ilgileniyoruz ama esas meselemiz Kürt meselesi.

Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin dili çok siyasallaşmış durumda. Eğer barış inşa edeceksek buradan çıkılması gerekir. Özellikle Türkiye gibi kutuplaşmış bir ülkede birinin ak dediğine, diğerinin kara dediği bir yerde kutuplaştırıcı, mahkûm edici dil kullanmamalıyız. Biz çatışma çözümü çalışanlar uyarıcı, özendirici, caydırıcı, dönüştürücü ve kimseyi ötekileştirmeyen bir dil kullanmak ama aynı zamanda nesnel, objektif olmak zorundayız. Buradan baktığımızda bizim dilimizi de, yöntemlerimizi de gözden geçirmemiz gerekir. Türkiye’deki STK’lerin büyük bir kısmı barış süreciyle ilgilenmiyor. İlgilenenlerin çok büyük çoğunluğu ise tarafların birinin arka bahçesi olarak çalışıyor.

‘BARIŞ SÜRECİNİ HAFIZALARIMIZDAN SİLMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Türkiye Oslo süreciyle birlikte yaklaşık dört yıl süren bir barış süreci yaşadı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu süreçte insanların zaman zaman böyle çözüm süreci mi olur dedikleri vakalar yaşadık. Hele 2015 yılından sonra Türkiye’de iktidar, resmen sorun çözmekten çok sorun üreten bir iktidara dönüştü. Bugün baktığımızda sanki o süreç hiç yaşanmamış gibi bir duygu hali var. Halbuki beğenelim beğenmeyelim o süreçlerin kazanımları oldu. Mesela mecliste çözüm komisyonu kuruldu, 6551 sayılı yasa çıktı. Bunların eksik olduğunu o gün söyledik. Birçok sivil toplum kurumuyla birlikte, sürecin kuralı, kurumu ve hukukunun yanlış, yetersiz olduğunu söyledik, uyardık. Bunları bir kazanım olarak görmek gerekir. Yeni bir çözüm süreci başlayacaksa bunun nasıl olmaması gerektiği konusunda dersler çıkarttık. Bugün devletin yanında durmayan siyasal aktörler, barış isteyenler yargılanıyor. Bizzat devletin çözüm sürecinde hizmet için görevlendirdiği insanlar tutuklu, Sırrı Süreyya Önder yeni tahliye oldu. Bu yaşananlardan ‘çözüm süreci nasıl olmaz’ görüldü.

Ama daha önemlisi bu ülkenin 81 ilinde çözüm toplantıları yapıldı. İnsanların ölmeden ve öldürmeden yaşayabileceği bir atmosfer yaşandı. Çatışmaların kısmen durduğu bir dönemden bahsediyoruz. Şimdi bunları hafızalarımızdan silmeye çalışıyorlar. Biz barış mücadelesi yürütenler, bunun silinmesine müsaade etmemeliyiz. Bu bir kazanımdır. Artık ne yaparsak “çatışma olmayacak” veya “çatışma olur’ sorularına edindiğimiz tecrübeyle çok rahat cevap verebilecek bir konumdayız. Yani özetle söyleyecek olursak dünya deneyleri de, Türkiye deneyleri de gösterdi ki; Eller tetikten çekildiği, masaya oturulduğu an gençlerimiz ölmeyecek, öldürmeyecek. Bu toplum artık bunu biliyor.

‘ÇATIŞAN TARAFLAR ENİNDE SONUNDA MASADA BULUŞMAK ZORUNDA’

Barış süreci dağıldıktan sonra Türkiye çatışma konseptine keskin bir şekilde geri döndü. Dolayısıyla toplumda barışa dair umutsuzluk ya da kayıtsızlık hakim. Geleceğe ilişkin umutlarınız var mı? Ve barışa dair sizce ne yapılmalı?

Türkiye’nin geleceğine ilişkin umutların kırıldığı bir süreç yaşıyoruz. Barış hayali satamayız. Ama barış çalışması umutsuz olarak yürütülemez. Gerçekçi olmak ama umudu da diri tutmak gerek. Muktedirler bugün çatışmayı tercih etti. Ama muktedirlere rağmen barış için mücadele etme konusunda toplumu teşvik etmemiz gerekir. Barış fikrinin gündemden düşürülmesine izin vermemeliyiz. Çözüm sürecinin muhasebesini çok boyutlu yapmalıyız. Çıkarılacak çok önemli dersler var. Değerlendirmemiz gereken çok önemli tecrübeler edindik. Hiçbir ülkede, ilk girişimde barış süreci başarılı olmamıştır. Hep kesintili olmuştur. Bizde de ne yazık ki böyle oluyor.

Devlette kuralsızlık, hukuksuzluk hakim oldu. Keyfiyet meclise kadar geldi. İçişleri Bakanı, kimin terörist kimin makul vatandaş olduğuna tek başına karar verebiliyor. Ya da cumhurbaşkanı bunu yapabiliyor. Mecliste HDP’lileri hedef alan konuşmalar yapılıyor. Oysaki 20 yıl da geçse, 30 yıl da geçse sonunda oturup konuşacaksınız. Barış Vakfı ve benzer kurumlarla konuşamazsınız. Bizler ancak yardımcı oluruz. Çatışan taraflar eninde sonunda konuşmak, masada buluşmak zorunda. Başka yolu yok! Türkiye’de her an yeni gelişmeler olabilir. Hazırlıksız yakalanmamak için çaba sarf ediyoruz. Barış insanları, toplumu etkileyen çatışma, savaş politikalarına karşı duyarlıkları, dikkatleri çeken, insanlarımızın hayatına değen sonuçlarıyla çalışma yürütmeliler. Ama kutuplaşma siyasetine, nefret ve milliyetçi dile karşı toplumsal duyarlık geliştirmek, geniş bir çevre oluşturmak gerekiyor. Gelişen Kürt karşıtlığını törpülemek bugün en acil sorun.

‘BAZILARI “TAYYİP ERDOĞAN’LA BU İŞ OLUR MU?” DİYOR’

Son olarak bu süreçlerden çıkarılacak derslere dair neler söylemek istersiniz?

Bu süreçten çıkarılacak bir ders de; masaya oturanların eğer karşıdakine verecek bir şeyi yoksa o masanın dağılacağıdır. Herkesin karşılıklı verecek bir şeyi varsa müzakere gelişir, çözüm gelişir.

Bazıları çözüm sürecinde de, bugün de “Tayyip Erdoğan’la bu iş olur mu?” diyor. Örtük veya karşı çıkıyor. Peki, kiminle olacak? Devleti yöneten kimse, barış görüşmesini onunla yapmak, müzakere etmek gerekir. Siyasal görüş nedeniyle ve önyargılarımızla davranmamak zorundayız. Barış savunanların tercih yapma şansları yoktur. Devletler her zaman çok farklı ihtiyaç veya nedenlerle barış masasına yaklaşır, otururlar. Barış konusunda tutarlı ve kendine güveni olanlar ise mümkün olduğunca masanın kolay dağılmaması için çalışırlar.

Böyle baktığımızda çözüm sürecinde kurulmaya çalışılan masa çok kolay ve ucuz dağıtıldı. Ülkede kötü günler yaşanıyor. (DUVAR)