Barış Açısını Savunmak ve STK’ların Güçlendirilmesi ve Geliştirilmesi projesi kapsamında Ankara toplantısı 19 Ekim 2019 Cumartesi günü gerçekleştirildi. Van ve İzmir’den sonra yapılan toplantıya 25’e yakın sivil toplum örgütü temsilcisi, akademisyen ve aktivist katıldı. Suriye’nin Kuzeyine 9 Ekim 2019’da başlatılan askeri ve siyasi müdahale ile oluşan savaş ortamında yapılan toplantının açılış konuşmasını Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz yaptı. Hakan Tahmaz proje hakkında bilgilendirme yaparak, savaş’a savaş diyemeyenler ve karşı çıkmanın yol ve yöntemini bulamayanlar barışın öznesi olamaz dedi. Dün barış istemek fiilen yasaktı, bugün uluslararası hukuka göre suç olan savaşa karşı çıkanları cezalandırma, susturma çabaları boşuna.

Son ABD ile Türkiye’nin Güvenli Bölge mutabakatında olduğu gibi  komşumuzla, dostlarımızla, yurttaşlarımızla sorunları çözemeyenler, ABD veya Rusya ile çözmek için yol aramak zorunda kalıyor. Sorunların diyalog ve müzakere yöntemi ile çözülmesi dışında hiçbir yol kalıcı çözüme ulaştırmadığını bildiğimiz için savaşa karşı ısrarlı duruşumuzu sürdürmek zorundayız. Kürt Sorunu’nu çözme konusundaki beceriksizlik, yanlış politikalar ve isteksizlik sorunu Ortadoğu’nun sorununa dönüştürdü.  Suriye’ye müdahale ise dünya sorununa dönüştürdü. Herkesin itiraz ettiği bir yoldan yürümek kalıcı çözüm üretmeyecektir. O nedenle eninde sonunda Kürt Sorunu masada çözülecektir. Biz çözüm sürecinden çıkardığımız dersler ışığında, STK’ların güçlendirilmesi, çözüme hazır hale gelmesine katkı sunmak amacıyla bu toplantıyı düzenledik. Amacımız 9 Kasım’da Mersin de düzenleyeceğimiz son toplantımız ile birlikte, Türkiye Barış Ağını oluşturmaktır.

Oturum yöneticiliğini Barış Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Azime Bilgin’in yaptığı toplantıda ilk sunumu Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Esra Dilek yaptı.

Dilek sunumunda Uluslararası deneyimler ışığında,  STK’ların çatışma çözümleri sürecinde nasıl rol üstlendiklerini aktardı. Bunları kısaca şöyle ifade etti

 

  • Müzakere masasında doğrudan temsiliyet
  • gözlemci statü,
  • resmi müzakereye paralel resmi danışma toplantıları,
  • yarı-resmi danışma toplantıları,
  • anlaşma sonrası kapsayıcı mekanizmalar,
  • üst-düzey STK inisiyatifleri,
  • halk katılımı, umumi karar verme süreçleri (örn. referandum),
  • kitle eylemi,

şeklinde özetledi. Her bir başlığı farklı örneklerle açıkladı.

Dr. Esra Dilek çözüm sürecine STK’ların katılımının üç kategoride toplandığını, ilki tepeden müzakere eden taraflar, ikincisi arabulucular  ve üçüncü kategoride toplumsal aktörler yer alır. STK’lar arabulucu ve toplumsal aktörler kategorisinde rol üstlenirler, diyerek farklı, ülkelerden örnekler verdi.

Toplantının ikinci sunumunu Av. Yazar Orhan Kemal Cengiz barış’ın ulusal ve uluslararası hukukta yerini işledi. Cengiz Türkiye’de düşünce özgürlüğünün ciddi tartışmalı bir konu haline geldiğini, TCK 301. maddesinin yeniden uygulanmaya başlandığını ve Hrant Dink’in katledilme öncesi sürecini hatırlattı.

Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinin savaş olarak adlanmasına karşı çıkıldığını, çünkü BM’nin savaşı yasaklığını ve savaşın müeyyidesi olduğunu aktardı. “Savaş” yerine neden operasyon veya harekât dendiğini sorgulayan Cengiz, savaş denince Cenevre Sözleşmesi’nin geçerli olduğunu hatırlattı ve “Savaş değil diyorsan iç hukukun mu geçerli?” diye sordu.

Av. Orhan Kemal Cengiz Barış’ın pozitif hukukta bir yerinin olmadığına dikkat çekti. Barış isteyenlerin yargılanmasının Anayasa Mahkemesine  ve Avrupa insan Hakları Mahkemesine taşınması vurguladı. Bu yola barış hakkının pozitif hukukta yer alması için çaba gösterilmesi ifade etti.

Son oturumda Dil Bilimci Necmiye Alpay barış dili ve yeni çalışma yöntemlerini ele aldı.

Alpay barış kelimesinin devlet tarafından savaşın aracı haline dönüştürüldüğünü, zeytin dalı, barış hareketi, hayata dönüş operasyonları gibi tanımlamalarla şiddetti, çatışmayı ve savaşı meşrulaştırmaya çalışılıyor. İmparatorluklar döneminde harbiye nazırları vardı bakan olarak, şimdi bunların yerine savunma bakanlığı tanımı kullanılıyor. Ancak aynı işleve sahipler.

Savaş stratejilerine karşı “barış stratejileri” ile “metin stratejileri”nin hayata geçirilmesini öneren Alpay, barış mücadelesinde klişe olmayan kavramların kullanılması gerektiğini anlattı.

Konuşmaların ardından, aralarında sivil toplum örgütü temsilcileri ile akademisyenler ve aktivistlerin bulunduğu katılımcılar, çatışma çözümlerinde sivil toplum örgütlerinin rolünü tartıştılar. Bütün katılımcılar savaş ortamında ve insanların görüşlerini açıklamaktan çekindiği zor koşullarda bu tür toplantıların ve tartışmaların önemine vurgu yaptılar.